İçeriğe atla
Röportaj: Dans Eden Bilge
Anasayfa Röportaj: Dans Eden Bilge

Röportaj: Dans Eden Bilge

Blog Ziya Azazi

Röportaj: Dans Eden Bilge

Röportaj: Dans Eden Bilge

Ziya Azazi kendisini bir derviş değil, bir sanatçı olarak tanımlamaktadır. İsmi "ışık" anlamına gelir. Işığı, daha çok mistik bir ritüele benzeyen dans aracılığıyla taşır. Şair ve filozof Rumi'ye göre, kendi ekseni etrafında dönerek dans etmek, ruhun bedensel ağırlıktan kurtulup ilahiye yönelmesinin bir yoludur.

Btv’den Aleks Krasteva İle Röportaj

Sofya, Bulgaristan, 2024.02.12

Ziya Azazi kimdir?
Ben Türkiye'de, 1969 yılında, Suriye azınlığından bir parça olarak doğdum. Mühendislik okudum. Kökenimden bir terzi oğluyum. Mühendislik okurken, jimnastik ve dansla da ilgileniyordum. Çeşitli şeyler denedim, modern dans gibi. 1994 yılında Viyana, Avusturya'ya taşındım - dansçı olarak çalışmak için. Ve yıllar geçtikçe, dansın benim için ne olduğunu, sanatın benim için ne anlama geldiğini, nasıl hareket etmek istediğimi düşünmeye başladım. Bu, kendi hareketimi aramaya başlamama neden oldu. Bir gün dönüşü buldum. O zamandan beri Doğu'yu ve Batı'yı, geçmişi ve şimdiyi dansımda birleştiriyorum.

Bunu başarmak zor mu?
Teslim olmak zordur, çünkü hayatımızda "balonlar" yaratıyoruz. Kendimizi saran sağlam bir kabuk oluşturmak istiyoruz, buna kişilik diyoruz. Ancak yeni bir yol seçmek için, duvarları kaldırmak, teslim olmak zorundayız. Bu kısım zor. Ama kapıları açtığınızda, her şey çok daha kolay olur.

Sanat, din, ruhsal yol - derviş dansı nedir?
Mühendislik okurken, karbon hakkında sık sık konuşurduk. Karbon farklı formlarda görünür: kömür, linyit, antrasit veya elmas gibi. Bu farklı formlara rağmen, o hep karbondur. Aynı şey bilinç ve ruh için de geçerlidir, kanımca. Mevzu türlü mücadelelere rağmen, yaş alırken, bilgiyi bilgeliğe dönüştürmektir; milyonlarca yıl süren zor koşulları atlatıp elmasa dönüşen karbon atomları misali. Sanat, bilim ve ruhsallık da aynı şekilde işler. İşte bu başlığı anlayıp bireysel bir şekilde ifade ettiğinizde ve yaşadığınızda sanatsal, ruhsal ve/veya bilimsel oluyorsunuz.

İzleyicilerle derviş dansını paylaşmaya neden karar verdiniz? İnsanlara ne vermek istiyorsunuz?
Çünkü geçmişle bağımızı korursak sağlam bir temel oluştururuz. Böylesi bir temel üzerine de daha iyi bir gelecek inşa edebiliriz. Doğu benim kökenimdir, ama batı temelli bir yaşam içerisindeyiz. Kendimi araştırırken, Sufizm’e veya ruhsallığa olan ilgimi de fark edince, doğu-batı ile geleneksel-çağdaş arasında köprü kurmanın önemini gördüm. Bu da beni kendi hareketini arayan bir çağdaş bir dansçıya dönüştürdü. Yıllar içerisinde de “Dervish In Progress - DIP” adını verdiğim dans terminolojisi ve yaşam felsefesi kendini şekillendirdi.

Atölyelerinize gelen insanlar ne arıyor? Kimler geliyor?
Tamamen farklı insanlar geliyor - farklı yaşlarda, farklı mesleklerde, cinsiyet, geçmiş, sosyal statü. Her birine neden burada olduklarını sorarım - ve çeşitli cevaplar alırım, ancak ortak olan her zaman, kendilerini aradıklarıdır, çünkü aslında kaybolmuşuz.

Neden?
Röportajımıza başlamadan önce, hayatın hızından bahsetmiştik. Bugünün yaşamı eskisinden çok daha hızlı ve talepkâr, ama vücudumuz sınırlıdır. İçsel engellerimize odaklanmış bir şekilde tüm zamanımızı ve enerjimizi harcıyoruz, onları kaldırmak yerine. Kendimize zaman ayıramadığımızda, kim olduğumuzu bilmiyoruz. Kayboluyoruz. Sonunda, bir sebep için buradayız ama tüm zamanımızı ve enerjimizi başka bir şeye, kendimizi bulmaya değil, inandırıldığımız ideolojilere, mitlere, formatlara harcıyoruz.

Dönme sırasında vücut ve zihin ne oluyor?
Dönme, vücudu ve beyni maksimum şekilde meşgul eden bir fiziksel eylemdir. Normal hayatımızda yerçekimi üzerine yaşarız. Şu anda sandalyelerde oturuyoruz - bu temel fiziksel durumumuzdur. Dönmeye başladığımızda, merkezkaç kuvveti oluşturuyoruz, basınç hissediyoruz, sürtünme oluşuyor. Çoklu fiziksel gerçeklik oluşturuyoruz yani. Aslında bunları normal hayatımızdan tanırız. Örneğin virajlarda merkezkaç kuvvetini, dalışta basıncı, yol alırken düştüğümüzde sürtünmeyi yaşarız. Dönüş esnasında ama, tüm bunları - bir arada - deneyimleriz. Bu nedenle, vücut ve zihin çoklu bir fiziksel gerçeklik deneyimler. Bu bizim için bir meydan okumadır. Dönmeyi öğrendiğimizde, beynimizde yeni bağlantılar oluştururuz ve farklı bir biyokimyasal üretim yaparız. İşte bu noktada her türlü (fiziksel, düşünsel ve duygusal) dönüşüm başlar.

Dans iyileştirir mi?
Dönüşü de fiziksel bir aktivite olarak ele alırsak, kesinlikle iyileştirir. Vücut hareket etmeyi sever çünkü. Hareket etmek kasları, kemikleri, organ ve sistemleri kullandırtır ve bu vücudu daha sağlıklı bir hale getirir. Soru şu ki, bu sağlığa ulaştığımız da ne yapacağımızdır? Kendimizin daha iyi bir versiyonu olarak bütüne (insanlık denilen sisteme) daha iyi hizmet etmek için bu sağlığı kullanıyorsak, harika! Ama içinde yaşadığımız, sözümona çağdaş olduğu iddia edilen bu yeni yaşam biçimi, her türlü bireysel tüketime endekslendiği için sağlıklılaşmamız bile sadece bireysel karlar için hedeflenmektedir. İşte bu yüzden DIP, bu iyileşmeyle ne yönde ilerlemek gerektiğini katılımlıcısına sorgulatır.

Mutlu olmak için neye ihtiyacımız var?
Mutluluk çok görecelidir. Bazen bir çikolata bile buna hizmet eder, bazen koca bir tatil bile buna yetmeyebilir. İnsan vücuduna geri dönersek, dengeli biyokimyasal üretimi gerçekleştirirsek, bedenimiz dönüşmeye başlar. Her zaman “dudak çizgisi” örneğini veririm. Bu çizgi yukarı ve aşağı hareket eder, bir santimetre kadarlık bir haraketti bu. Aşağıya kaydığında, işler iyi gitmiyor demektir. Yukarıya kalktığında, her şey yolunda demektir. Bu yüzden yapmamız gereken tek şey, bu çizgiyi yukarıda tutmaktır. Bu doğru biyokimya ile elde edilebilir. Bu yüzden mutluluk göreceli bir kavramdır - çikolata, tatil, sarılma, bilgi, performans - her şey bize mutluluk getirebilir. Ancak mutluluktan daha önemlisi, varoluşunuzu takdir etmektir. Şu anı yaşamak, bir beden, bir ruh olmak, yaşamak. Minnettar olmak..! Bu çok ulu bir haldir, ama bunu kaybettik. Panikliyoruz ve başarı, para, refah gibi sahte gerçekliklere ulaşmak için hızlanıyoruz. Sonra kendimizi kaybediyoruz. Mevzu mutsuzluk değil, kendimizi kaybetmiş olmaktır.

Bahsettiğiniz her şeyde Tanrı nerede?
Tanrı’nın her şey ve her yerde olduğunu düşünmeyi seçenlerdenim: tüm kozmik parçacıklar ve tüm zamanlar… Madde ve enerjisiyle gözlemlenebilir evren (zahiri), bilemediğimiz karanlık madde ve enerjisiyle görünmez evren (batıni)… Tümünün birliğini (vahdet) Tanrı olarak adlandırabiliriz. Eğer bizi yaratan bir üst yapı varsa, bana göre, o da sadece Tanrı’nın bir yapısıdır.

Gösterileriniz ve atölyelerinize gelecek herkese mesajınız nedir?
Lütfen, kendinizi arayıp bulma çabanızı hep sürdürün.

Btv’den Aleks Krasteva İle Röportaj

Sofya, Bulgaristan, 2024.02.12

Blog

Diğer yazılar

  • O, Beşer, Görmek ve Işımak
    Blog

    O, Beşer, Görmek ve Işımak

    Oluşun çok katmanlılığının içine dalanlar bilir. Her dönemin ve coğrafyanın cesur akılları, farklı konuştuysalar da aynı şeyi dile getirdile…

  • Kendimizi Sağaltma ve Mutlandırma
    Blog

    Kendimizi Sağaltma ve Mutlandırma

    3 Boyutlu organizma olarak 4. boyut zamanda her gün devinmekte, aralıksız inşa olup yıkılmaktayız! Akıl bilinç ve bilinçdışı gezintiler yapa…

  • Kapa Gözlerini ve Dön
    Blog

    Kapa Gözlerini ve Dön

    Kapa gözlerini daha sıkça kapa; göremediklerin içerde çünkü. Dön, daha çok dön; özgürlüğüne engel sensin çünkü.